14/12/2006

BLOG YÖNETİMİNDENNN

TÜRK CAN VERİR CANANI VERMEZ...

 

 

AMAÇ

 

RABBİME       KUL

VATANIMA    ŞEHİD

BABAMA        EVLAT

SEVDİĞİME   YAR

     OLMAK...

 

YAZAN --GÖKTÜRK AKINCI--

14/12/2006

Bir Savaşçı Vedası

 

Bilin ki, kaybetsem de, hep devlerle savaştım
Ölmeden son bir defa saldırıp gideceğim
Benim silahım yoktu, ellerimle dövüştüm
Bu yalnız savaşlarda çıldırıp gideceğim

Bu dünya baştan yalan, bir alem var, gerçektir
Ben kime eğileyim, Tanrı bir, Tanrı tektir
Bilirim ki, amenna, kefenin cebi yoktur
Ceplerimi kanımla doldurup gideceğim

Bir sen kal bu meydanda, bu nasıl bir savaştır
Bir sen gerçeği unut, ya bu nasıl bir düştür
Gelen bir akıl versin , bu ne garip bir iştir
Elalemi kendime güldürüp gideceğim

Kalbimde bir bayrak var, asırlarca yası var
Kırk parçaya bölünmüş bir milletin düşü var
Gökyüzünün mavisi, bir bozkurtun başı var
Ben o bayrağı göğe kaldırıp gideceğim

Ben kar olup yağayım, bu dağ sevmesin beni
İmanlı bir Türk'üm ya, sol-sağ sevmesin beni
Ben bu çağı sevmedim, bu çağ sevmesin beni 0
Hayallerimi en son öldürüp gideceğim.

ALİ KINIK

12/12/2006

Alperen

Alperen…

"Alp", eski Türklerde kahraman, bahadır, yiğit sıfatlarını ifade eden bir isimdir.

"Eren", ermiş, erişmiş, iyi yetişmiş, vasıl olmuş demektir.

 

Alperen kafilesinin başında Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve O’nun seçkin dört arkadaşı (Dört Halife) bulunuyor. Bizim Alperenler, madde ve mânâda, cenk ve cesaretle, sevgi ve merhametle, insaniyete, İslâmiyete, ümmete, millete hizmette daima Hz. Muhammed’i (S.A.V.) örnek tuttuğu ölçüde ulaşıyor, destanlaşıyor. Bakıyoruz Oğuz Han, Ahmed Yesevî, Dede Korkut, Fatih Sultan Mehmed bütün varlıkları ile peygambere benzemek istemişlerdir.

 

Bir büyük Alperen olarak da Fatih Sultan Mehmed’i hatırlayalım. Hocası Akşemseddin Efendi’nin önünde diz çöküp, Hakk divanına durmayı, sarayında safa sürmeye yeğ tutan da, İstanbul’un fethi sabahı Topkapı ordugâhında yüzbinlerce askerine, beyine, paşasına imam olup, zafer namazı kıldıran da O’dur. Ama dualarla, tekbirlerle beraber Urban Usta’ya, Musluhiddin Bey’e döktürdüğü topları Bizans’ın katil kulelerine yönelten de Sultan Mehmed olup, Dolmabahçe’den Beyoğlu tepelerine gemiler çıkarıp, donanmayı kızaklarla Haliç’e indiren de yine O’dur. Yine madde ve mânâ dengesini, örnek aldığı Peygamberimiz gibi O da saklamış, uygulamış, Alperenlik töresinin timsal kişilerinden olmuştur.

 

Esasen yücelikleri koruyabilmek, ancak büyüklüğünü muhafaza edebilen milletlere vergidir. Rabbim fillere çiğnetmedi, filleri ebabil kuşları ile kovaladığı kabesini koruyacak cevherini elbette biliyordu. Nitekim Yavuz Sultan Selim, kendisini Harameyn’in hakimi ilan etmek isteyenlere, "Hayır, Harameyn’in Hadimiyim" diyerek Alperenlik dersi veriyordu.

 

Alperen gayba inanan adamdır. Herşeyi Allah’ın işi olarak yorumlar, o sebeble her işte hayır bulur. "Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler." onun için tek gerçektir.

 

Nefsine arsa yapıp, onun üzerine Allah sevgisi, insan sevgisi, vatan sevgisi binalarını ihtişamla inşa eden, kanatlarını geniş ufuklara açtığı için geniş manzarada kimseyi bıktırıp usandırmayan "İnsan-ı Kâmil"dir, Alperen. Yunus Emre şu iki mısrasında hem kendini, hem de kendisine keramet izafe edilen ve milletin herşeyini benimseyip överek yorumladığı Alperen kişiyi anlatmaktadır:

 

"Her dem yeni doğarız. Bizden kim usanası"

 

Alperen, dünyanın sufliliklerinden arınmış, nefsini boğazlamış, başkalarının görüş sınırlarını aşmış, ”dünyaya gelişin hüner ” olmadığını kavramış, mutlaka bir ulvi iddiası, zirvede ise aşkı olan adamdır. Kendisini yenemeyen düşmanını yenemez ve hiçbir gence de peşimden gel diyemez.

 

Kavgamız inancımızın ve imanımızın düşmanlarıyla olacaktır. Cahillikten, yobazlıktan, zalimlere itaata, şartlanmış kölelik anlayışından, taklide meyletmekten, kutsal idealleri dünyevi menfaatler için pazarlamaktan geçen yollar bizim yolumuz olmayacaktır. Helâl ve haram kavramlarını dinimizin emrettiği şekilde, önce nefislerimizde tatbik edeceğiz, sonra da başkalarını bu çizgiye çekeceğiz. Alperenlik iddiamızın temel felsefesi budur. Buna riayet etmezsek, muvaffakiyetimiz nisbi olur, batıl olur. Halbuki bizler, her türlü kötülükten arınmış, nihaî hedefin yolcularıyız.

 

Alperen; eşref-i mahlukat olarak Allah’a kulluk ve ibadet için varolduğuna inanır.

Alperen; bu gaye içinde kendi benliğini gayesine teslim etmiş ve gayesi içinde erimiş insandır.

Alperen; kalbi diliyle, dili de kalbiyle beraber olan, sözü işine uyan kişidir.

 

Alperen; "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim." buyuran Peygamber Efendimiz’in hayatını örnek alarak, zevki ve saadeti O’nun yaşadığı güzel ahlâkta bulan insandır.

 

Alperen; kula kulluğu reddeden, kuvvet karşısında boyun eğmeyen, Hakk yolundan dönmeyen insandır.

 

Alperen; Hz. Ebu Bekir (ra) gibi adil, Hz. Osman (ra) gibi nezaket ve ilim sahibi, Hz. Ali (ra) gibi cesur insandır.

 

Alperen; çağın getirmiş olduğu problemlere İslâm’ın değeryargılarıyla çelişmeyen önlemler bulan insandır.

 

 

16/11/2006

OSMANLIYLA İLGİLİ

 

GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ!

 

                                   ABD’nin yabancı dille

                                   İmzaladığı tek antlaşma

 

… Yıl,  1783… Avrupa standartlarına göre mütevazı da olsa, yeni bir denizci devlet olan ABD, denizlerde tek başına bayrak gezdirmeye başladı…

 

Daha 25 Temmuz 1785’te, bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi  Cezayir açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçirildi. Bu gemi,  Boston limanına bağlı, Kaptan Isaak Stevens’ın idaresindeki Maria idi. Arkasından, Philadelphia limanına bağlı, Kaptan O’Brien’ın Dauphin’i de aynı akıbete uğradı. 1793 ekim ve kasım aylarında 11 ABD donanmasının gemisi daha Osmanlıların eline geçti…

Kongre, 27 Mart 1794 yılında, Osmanlı denizcilerine karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için, Başkan George Washington’a 700,000 altına yakın harcama yetkisi verdi.

Osmanlıların oluşturduğu deniz tehdidi sayesinde, ABD donanmasının temelleri atılıyordu. 5 Eylül 1795’te ABD bu tehdide karşı bir anlaşma yapmayı kabul etti. Bu anlaşmaya göre ABD, Cezayir’deki esirlerin iadesi ve gerek Atlantik’te, gerekse Akdeniz’de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, 642,000 altın ve yılda 12,000 Osmanlı altını (216,000 dolar ) ödeyecekti.

Dili Türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, Başkan George Washington ve Cezayir Beylerbeyi Hasan dayı imza koydular…

Böylece ABD yıllık vergiye bağlanmış oldu. Bu, ABD’nin iki asrı aşkın tarihinde, yabancı bir dille imzalanan tek anlaşma olduğu gibi, yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek amerikan belgesidir…

ABD tarihinde kendi dilinde olmayan tek uluslar arası anlaşma Türkçe’dir ve ABD tarihinde vergi vermeyi kabul ettiği tek ülke OSMANLI İMPARATORLUĞU’DUR…

ABD başkanı George Washington Efendi Osmanlı imparatoru tarafından muhatap görülmemiş ve anlaşma Cezayir beylerbeyi tarafından imzalanmıştır.

HEY GİDİ GÜNLER HEY!!!

 

---ÜLKÜ OCAKALRI DERGİSİNDEN---

 

 

 

 

16/10/2006

BAYRAK ŞİİRİ

 

BAYRAK

Ey, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü

Işık ışık dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım        

 

Sana benim gözümle bakmayanın      

Mezarını kazacağım          

Seni selamlamadan uçan kuşun

 Yuvasını bozacağım

 

Dalgalandığın yerde ne korku ne keder…     

Gölgende bana da bana da yer ver!    

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar    

Yurda ay yıldızın ışığı yeter

 

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün       

Gölgene sığındık   

 

Ey, şimdi süzgün rüzgarlarda dalgalanan;

Barışın güvercini, savaşın kartalı

Yüksek yerlerde açan çiçeğim;

Senin altında doğdum

Senin dibinde öleceğim   

 

Tarihim, şerefim,şiirim, her şeyim;      

Yeryüzünde yer beğen!   

Nereye  dikilmek istersen

Söyle seni oraya dikeyim!                                              ARİF NİHAT ASYA

                       

                                     

 

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı